Kendimizi Neden Gıdıklayamayız? Beynin Tahmin Makinesi
Başkası gıdıklayınca kahkaha atıyoruz, kendimizi gıdıklayınca hiçbir şey olmuyor. Bunun nedeni beynin kendi hareketlerimizi önceden tahmin etmesi.
Kısa cevap
Bir hareket yaptığımızda beynimiz, özellikle beyincik, o hareketin vücutta yaratacağı hissi önceden tahmin eder. Tahmin edilen his gerçekleştiğinde beyin onu “önemsiz” sayar ve bastırır. Kendimize dokunduğumuzda his tamamen beklendiği için zayıf algılanır ve gıdıklanmayız. Başkası dokunduğunda ise his beklenmedik olduğu için tam şiddetiyle algılanır.
Bu yazıda (9)
Bir arkadaşın parmaklarını kaburgalarına doğru uzatır uzatmaz kıvranmaya başlarsın, daha dokunmadan bile gülebilirsin. Ama aynı hareketi kendi elinle yaptığında hiçbir şey olmaz. Bu küçük gizem, beynimizin en akıllıca çalışan sistemlerinden birine açılan bir kapı.
Gıdıklanma tam olarak nedir?
Bilim insanları gıdıklanmayı iki ayrı türe ayırır:
- Knismesis: Bir tüyün ya da üzerinde yürüyen bir böceğin yarattığı hafif, kaşıntılı his. Bu tür pek çok hayvanda görülür. Muhtemelen deriye konan parazitleri ve böcekleri fark etmemizi sağlayan eski bir uyarı sistemidir.
- Gargalesis: Koltuk altlarına, kaburgalara ya da tabanlara yapılan daha güçlü ve tekrarlı baskının yol açtığı, kahkahalı gıdıklanma. İnsanlarda ve bazı memelilerde, özellikle maymunlarda ve farelerde görülür.
Kendi kendimize yapamadığımız şey ikinci türdür. Hafif bir tüyle kendi dudağına dokunduğunda biraz kaşıntı hissedebilirsin. Ama kendi kaburgalarını parmaklarınla ne kadar dürtersen dürt kahkaha atmazsın.
Beyin geleceği tahmin ediyor
Bu sorunun cevabı, beynin hareket sistemindeki bir tahmin mekanizmasında saklı. Kolunu hareket ettirmeye karar verdiğinde beyin kaslara bir komut gönderir. Bu komutun bir kopyası da başka bir yere, ağırlıklı olarak beynin arka alt kısmındaki beyinciğe gider.
Beyincik bu kopyayı kullanarak şunu hesaplar: “Bu hareket yapılınca vücutta nasıl bir his oluşacak?” Ardından gerçek his deriden geldiğinde ikisini karşılaştırır:
- His tahminle uyuşuyorsa, beyin onu önemsiz sayar ve şiddetini azaltır.
- His tahminden farklıysa, beyin dikkatini oraya yöneltir ve hissi güçlü şekilde algılar.
Kendini gıdıklamaya çalıştığında beynin, parmaklarının nereye, ne zaman ve ne kuvvetle dokunacağını tam olarak bilir. Sürpriz yoktur. His bastırılır ve gıdıklanma oluşmaz.
Ünlü deney: Gıdıklayan robot
Bu fikri test etmek için 1998’de University College London’dan Sarah-Jayne Blakemore, Daniel Wolpert ve Chris Frith ilginç bir düzenek kurdu. Katılımcılar, avuçlarına yumuşak bir köpükle dokunan bir robot kolunu kendi elleriyle yönlendirdi.
Araştırmacılar hareket ile dokunuş arasına küçük farklar ekledi:
- Robot hareketi anında ve aynı yönde aktardığında katılımcılar dokunuşu en az gıdıklayıcı buldu.
- Araya yalnızca birkaç yüz milisaniyelik gecikme eklendiğinde ya da dokunuşun yönü biraz değiştirildiğinde his belirgin şekilde daha gıdıklayıcı hale geldi.
- Gecikme arttıkça his, başka birinin dokunuşuna giderek daha çok benzedi.
Beyin görüntüleme çalışmaları da beyinciğin ve dokunma duyusunu işleyen bölgelerin kendi dokunuşumuzda daha az etkin olduğunu gösterdi. Yani beyin, hissi daha deriye ulaşmadan “sesini kısıyor”.
Bu sistem neden var?
Kendi kendini gıdıklayamamak ilk bakışta önemsiz bir ayrıntı gibi görünüyor. Ama arkasındaki sistem hayati bir iş görüyor: Kendi ürettiğimiz duyuları dış dünyadan gelenlerden ayırmak.
Bu sistem olmasaydı:
- Yürürken giysilerimizin her sürtünmesi bizi rahatsız ederdi.
- Kendi elimizle dokunduğumuz bir yerin dışarıdan gelen bir tehlike olup olmadığını ayırt etmekte zorlanırdık.
- Konuşurken kendi sesimiz dikkatimizi sürekli dağıtırdı.
Beyin, kendi hareketlerimizin sonuçlarını tahmin edip bastırarak dikkatini beklenmedik ve dolayısıyla önemli olabilecek uyaranlara saklar. Örneğin bacağında gezinen bir böceği hemen fark etmen bu sayede mümkün olur.
Aynı sistem kavgaları neden büyütüyor?
Bu tahmin mekanizmasının şaşırtıcı bir yan etkisi var. 2003’te yapılan bir deneyde katılımcılar çiftler halinde birbirlerinin parmağına bir cihazla baskı uyguladı. Her biri, bir önceki turda hissettiği baskıyı aynen geri vermeye çalıştı.
Sonuç: Her turda baskı giderek arttı. Çünkü kendi uyguladığımız kuvvet, beyin tarafından bastırıldığı için olduğundan zayıf algılanıyor. Herkes “aynı kuvvetle” karşılık verdiğini düşünürken aslında daha sert vuruyordu.
Araştırmacılar bu bulgunun, çocukların “O bana daha sert vurdu!” şeklindeki kavgalarının neden giderek büyüdüğünü de açıklayabileceğini belirtiyor.
Kendini gıdıklayabilenler
Bazı insanlar kendilerini daha kolay gıdıklayabiliyor. Araştırmalar, şizofreni tanısı alan ve özellikle düşüncelerinin ya da hareketlerinin dışarıdan kontrol edildiği hissini yaşayan bazı kişilerin, kendi dokunuşlarını daha az bastırdığını gösteriyor.
Bu bulgu önemli bir fikri destekliyor: Bu kişilerde beynin “bu hareketi ben yaptım” etiketini koyan sistemi farklı çalışıyor olabilir. Bu da kendi hareketlerini ya da iç seslerini başka birine aitmiş gibi algılamalarına katkıda bulunabilir.
Fareler de gülüyor
Gıdıklanma yalnızca insanlara özgü değil. 2016’da Berlin Humboldt Üniversitesi’nden Shimpei Ishiyama ve Michael Brecht, farelerin gıdıklandıklarında 50 kilohertz civarında ultrasonik sesler çıkardığını gösterdi. Bu sesler insan kulağının duyabileceğinin çok üstünde.
Gıdıklanan fareler:
- Gıdıklayan elin peşinden koşarak oyunu sürdürmek istedi.
- Sırt üstü dönünce ve karınlarından gıdıklanınca en çok “güldü”.
- Stresli ya da korkulu bir ortamdayken ise gıdıklanmaya çok daha az tepki verdi.
Son bulgu insanlar için de tanıdık. Gerginken ya da rahatsızken gıdıklanmak genellikle eğlenceli gelmez. Gıdıklanmanın keyifli olması için güvenli ve oyunbaz bir ortam gerekiyor.
Gıdıklanma gerçekten eğlenceli mi?
Gıdıklanırken atılan kahkaha her zaman keyif anlamına gelmez. Pek çok kişi gülerken aynı anda kaçmak istediğini söyler. Bu yüzden gıdıklanma bir tür karışık duygu olarak görülür. Kahkaha bir refleks olarak ortaya çıkar, ama hissin kendisi rahatsız edici de olabilir.
Bu nedenle, özellikle çocuklarla oynarken, karşımızdaki “dur” dediği anda durmak önemlidir.
Özetle
Kendimizi gıdıklayamayız, çünkü beynimiz kendi hareketlerimizin yaratacağı hissi önceden tahmin eder ve bastırır. Bu tahmin sistemi, kendi ürettiğimiz duyuları dış dünyadan gelenlerden ayırarak dikkatimizi gerçekten önemli olan uyaranlara yönlendirir. Başkasının parmakları ise her zaman biraz sürprizdir. Beynin sürprize verdiği cevap da çoğu zaman kahkahadır.
Sık sorulan sorular
Kendini gıdıklayabilen insan var mı?
Bazı araştırmalar, şizofreni gibi belirli durumlarda kişilerin kendi dokunuşlarını daha az bastırabildiğini ve kendilerini daha kolay gıdıklayabildiğini gösteriyor. Bu durum, beynin hareketin kime ait olduğunu ayırt etme sisteminin farklı çalışmasıyla ilişkilendiriliyor.
Neden en çok koltuk altı ve kaburgalar gıdıklanır?
Bu bölgelerde sinir uçları yoğundur ve vücudun korunmasız noktalarıdır. Bazı bilim insanları gıdıklanma tepkisinin, çocukluktan itibaren bu bölgeleri korumayı öğrenmekle ilgili olabileceğini düşünüyor.
Gıdıklanırken gülmek, eğlendiğimiz anlamına mı gelir?
Her zaman değil. Gıdıklanırken gülmek büyük ölçüde bir refleks. Pek çok kişi gülerken aynı zamanda rahatsızlık da hissettiğini söylüyor. Bu yüzden gıdıklamanın sınırlarına dikkat etmek gerekir.
Kendi sesimizi neden kayıtta tuhaf buluruz, bunun gıdıklanmayla ilgisi var mı?
Doğrudan değil. Kayıttaki sesimizin farklı gelmesinin asıl nedeni, konuşurken sesimizi kemiklerimiz aracılığıyla da duymamızdır. Yine de beynin kendi ürettiği sesleri de bir ölçüde bastırdığı biliniyor.
Kaynaklar
- Blakemore, Wolpert & Frith (1998) – Central cancellation of self-produced tickle sensation, Nature Neuroscience
- Shergill ve ark. (2003) – Two Eyes for an Eye: The Neuroscience of Force Escalation, Science
- Ishiyama & Brecht (2016) – Neural correlates of ticklishness in the rat somatosensory cortex, Science
Bu yazı bilimsel makaleler ve güvenilir kurumların yayınları temel alınarak hazırlandı ve düzenli olarak gözden geçiriliyor. Nasıl çalışıyoruz →